Hışırtının Öğrettiği Lezzet Küçük Şeylerden Mutlu Olmak

 Hışırtının Öğrettiği Lezzet Küçük Şeylerden Mutlu Olmak


       Bir yaprak yere düşerken seslenir insana; acele etmeden, gösterişsiz. Rüzgâr onu sürüklerken ardında bıraktığı hışırtı, kalbin kapısını aralar. Denizin dalgası kayaya değip geri çekilir; bir selam verir gibi, “Buradayım” der. Bu küçük sesler, büyük mutlulukların anahtarıdır aslında. 
       Görmek isteyen için kâinat, fısıltıyla değil haykırarak konuşur yeterki görmek isteyin.
Oysa gözlerimizi ekranlara kilitledik, parlak vitrinler, pürüzsüz hayatlar, lüksün alkışı…
      Sosyal medyada sergilenen şatafat, kalbi doyurmaz tam tersine iştahı azdırır. Başkasının hayatına özenmek, kendi nefesimizi duyamaz hâle getirir bizi.          Mutluluk, başkalarının vitriniyle ölçüldüğünde hep eksik kalır.
       Gerçek sevinç küçük şeylerin içindeki büyük manayı fark edebilmektedir. Bir kuşun kanat çırpışı, sabahın serinliği, bir yaprağın vedası… Bunlar reklamsızdır ama gerçektir insanı insan yapan da bu sessiz hakikatlerdir.
       Ve bütün bu seslerin üstünde bir sükût vardır: Secde.
Kâinatın yaratıcısı karşısında eğilen baş, en dik yürüyüşü öğrenir. Orada gösteriş yoktur, yalnızca teslimiyet işte lezzetin ta kendisi budur; kalbin, asıl yerine kavuşması. Hayat, anlamını o an bulur hışırtı susar, deniz durulur, insan tamamlanır.

Bu blogdaki popüler yayınlar

İlahi Sanatın Yansıması Altın Oran

Zihnin Zinciri Alışkanlığın Köleliği

Tıkış Tıkış Evler, Yorgun Ruhlar