Kayıtlar

Allah’a İmanın Kalbe Bıraktığı Eşsiz Huzur

 Allah’a İmanın Kalbe Bıraktığı Eşsiz Huzur        İnsan bazen sebepsiz bir yorgunluk hisseder. Kalabalıkların içinde yalnız, gülüşlerin arasında eksik kalır. Dünyanın bütün güzellikleri önünde dursa da ruhunun derinliklerinde tarif edemediği bir boşluk taşır. İşte tam o vakitlerde Allah’a iman, karanlık bir gecede ufukta beliren ilk sabah ışığı gibi doğar insanın kalbine.       Allah’a inanmak yalnız olmadığını bilmektir. Her şeyin sahibi olan Rabbinin seni gördüğünü, duyduğunu ve bildiğini hissetmektir. Dua ettiğinde, aczini merhameti sonsuz olana emanet etmektir.        İman, kalbe düşen bir huzur damlasıdır. O damla büyür, büyür ve sonunda bütün endişeleri yıkayan bir nehre dönüşür. İnsan dünyanın yükünü omuzlarında taşıdığını zannederken, aslında yükünü Rabbine bırakmayı öğrenir işte o an kalbi hafifler.        Allah’a iman eden kişi bilir ki hiçbir gözyaşı sahipsiz değildir. Hiçbir acı boşuna verilmemi...

VE ANNEM GİTTİ SESSİZCE-2

 VE ANNEM GİTTİ SESSİZCE-2 Akşam ezanının huzurlu sesiyle büyüdü içimde özlemin. Duvarlar sustu, saatler durdu, Ev bile onsuz nefes almayı unuttu. Kokusu eski bir yastıkta kaldı. Ve annem gitti, sessizce… Saçlarımı okşayan elleri şimdi uzaklarda. Bir çocuk gibi kaldım dünyanın ortasında, Ne yana baksam eksik bir gökyüzü var. Kokusu dualarımda dolaşıyor. Ve annem gitti, sessizce… Bir fincan çayın buharında yüzünü arıyorum. Mutfakta bıraktığı küçük telaşlar bile Şimdi içimde büyük bir hüzne dönüşüyor. Kokusu sabahlarla dolaşıyor. Ve annem gitti, sessizce… Ben büyüdüm sanıyordum anne… Meğer insan annesiz kalınca küçülürmüş. Bir kelimeye, bir sarılışa muhtaç olurmuş. Kokusu gözlerimde dolaşıyor. Ve annem gitti, sessizce… Toprağa değil de kalbime gömüldü sanki. Her gece yıldızlara bakıp seni düşünüyorum, Belki bir dua olur da bana ulaşırsın diye. Kokusu cennet rüzgârıyla dolaşıyor. Gitme anne diyemedim… Şimdi her sessizlikte seni çağırıyorum.

Secde Zamanı Genişletir Boşluk ise Kısaltır

  Secde Zamanı Genişletir Boşluk ise Kısaltır Bir gün yine yirmi dört saat… Güneş yine aynı vakitte doğuyor. Gece yine aynı karanlığı seriyor gökyüzüne.Saatler değişmedi, dakikalar eksilmedi ama insanın içinden bir şey kayıp gidiyor sanki. Herkes söylüyor bunu “Zaman çok hızlı geçiyor…” Çünkü gerçekten geçiyor gibi hissediyoruz. Sabah oluyor, göz açıp kapayıncaya kadar gece geliyor. Haftalar rüzgâr gibi uçuyor. İnsan daha dün çocuktu bugün aynalarda yılları görüyor. Belki bunun içinde ince bir hikmet vardır… Eskiden insanlar uzak diyarlara yürüyerek giderdi. Bir yol iki ay sürerdi. Yolculuk sabrı öğretirdi. İnsan yavaş yaşardı. Şimdi ise göklerde uçan demir kuşlarla iki aylık yollar iki saate sığıyor. İnsan hızlandı, dünya küçüldü. Belki de Allah, eski insanların zamanı ile bugünün insanını böyle dengeliyordur.  Onlar yavaş yol alıyordu, zaman da yavaş akıyordu. Şimdi insan her yere hızla ulaşıyor, zaman da hızla akıp gidiyor. İlahi adaletin sessiz bir tecellisi gibi… Ama asıl...

Allah'ın Yaratılış Sanatı Ters Lale

Resim
 Allah'ın Yaratılış Sanatı Ters Lale Ters lale… Sessizliğin en derin yerinde açarsın gözlerini.  Toprağın altında saklanan sır gibi, kısa bir vakitte görünür, sonra yine kaybolursun. On beş gün… Bir ömrü anlatmaya yetecek kadar kısa, bir hikâyeyi fısıldayacak kadar uzun. Seni görenler hüzün der, acı der, matem der.  Mezarlıkların kenarında açtığın için mi bu yakıştırma,  yoksa başını yere eğmiş hâlin mi insanlara kendi kederlerini hatırlatır? Oysa sen ne hüzünlüsün ne de kederli... Sen, yaratılışın bir inceliğisin.  Boynunu büküşün bir yas değil, bir teslimiyettir.  Toprağa değil, Yaradan’a dönüktür bakışın. İnsan dimdik durmayı güç sayarken,  sen eğilmenin sırrını taşırsın.  Bilirsin,  en derin saygı, başı eğebilmektir. Kısa ömrünle uzun hakikatler söylersin.  Her açan solar,  her gelen gider  ama her şey, ait olduğu kudretin izini taşır. Ey ters lale… Sen hüzün çiçeği değilsin, sen secdeyi hatırlatan bir ayetsin. Not: Fotoğra...

Küfrün İki Yüzü: Adem-i Kabul ve Kabul-ü Adem

  Küfrün İki Yüzü: Adem-i Kabul ve Kabul-ü Adem Bir kalp düşün… Sessizce atan, fakat neyi aradığını bilmeyen. Gözleri açık, ama bakmayan, kulakları var, ama duymayan… İşte orada başlar: Adem-i kabul. Hakikat kapıyı çalar ama içeride kimse yoktur sanki. Ne inkâr vardır açıkça, ne de kabul… Sadece bir boşluk, bir ilgisizlik, bir “sonra bakarım” ertelemesi. Gökyüzü serilir başının üstüne, yıldızlar birer ayet gibi parlar ama o, başını kaldırmaya üşenir. Toprak konuşur, hayat fısıldar ama o, kendi gürültüsünde kaybolur. Düşünmemek… En kolay inkârdır bazen. Çünkü düşünmek, sorumluluk doğurur; görmek, kabulü zorlar. O yüzden bazı kalpler, hakikatten değil, hakikati düşünmekten kaçar. Bir de başka bir yol var… Daha sert, daha keskin, daha iddialı: Kabul-ü adem. Bu kez kalp boş değildir; aksine doludur ama yanlışla, ama zıtla, ama karanlık bir inatla. Bu insan, sadece yüz çevirmez karşı durur. Sadece susmaz tiraz eder. Hakikatin ışığına gözlerini kapatmakla kalmaz, karanlığı savunur. Delil...

İyiliğin Sessizliği

Resim
        İyiliğin Sessizliği        Bir an dur… Kalbinin sesini dinle. Gürültüyle dolu bu dünyada, en çok yankılanan şeyler hep kötü haberlerdir. Çünkü karanlık, kendini göstermek için bağırır ama iyilik… sessizce dokunur ruhumuza.        Unutma, her köşe başında bir gölge varsa bir o kadar da ışık vardır onu dengeleyen. Bir el incitiyorsa, nice eller vardır sarıp sarmalayan. Karanlık, bazen daha gürültülü görünür ama ışık sessizce kazanır.       İyilik, acele etmez… bilir ki son söz her zaman ona aittir.  Kötülük gölge gibidir, varlığı ışığa bağlıdır. Işık çoğaldıkça, o silinir ve siz ışık olun.  Bazen kırılırız ve o kırıkların arasından dünyayı izleriz her şey daha sert, daha acı görünür. Ama o an fark etmeyiz, birinin duasında yer aldığımızı, bir başkasının içten bir gülümsemeyle bize güç verdiğini.       İyilik, gösterişsizdir. Bir kapıyı tutan elde, bir “iyi misin?  sorusunda, "K...

Bir Sayının İçinde Saklı Kâinat Pi

  Bir Sayının İçinde Saklı Kâinat Pi        Bir sayı düşünün…        Sessiz, sonsuz, durmaksızın akan bir nehir gibi. Adı Pi sayısı.        Virgülünden sonra uzayan her rakam, henüz söylenmemiş bir sözün, yazılmamış bir kaderin gölgesini taşır. Sanki zamanın kendisi çözülmüş de basamak basamak önümüze serilmiş…        Belki bir çocuğun doğum tarihi gizlidir orada, fark edilmeden akıp giden sayılar arasında. Belki geçmişte yaşamışların hatırası, belki de henüz dünyaya gelmemişlerin vakti… Hepsi, o sessiz akışın içinde yerini çoktan almıştır. Ama asıl hakikat daha derinde saklıdır.  O küçücük çemberin içine koca bir kâinatı sığdıran bir kudret var. Ne atom küçüklüğündeki bir çemberde değişir bu sır,  ne de güneş büyüklüğündeki bir dairede… Ölçü aynıdır, denge aynıdır, sanat aynıdır ve tüm bunlar bir sanatçıyı gösterir  Allah'ı.        Zerreden küreye kadar uzanan bu...