Gözlerin Değil Kalbin Gördüğü On Gözlü Köprü
Gözlerin Değil Kalbin Gördüğü On Gözlü Köprü
Taşlar vardır, sadece taş değildir…
Üzerinden geçenleri değil, içinden geçenleri taşır.
Ve bir köprü vardır ki, nehirden çok kalpleri birbirine bağlar:
On Gözlü Köprü…
Altından ağır ağır akan Dicle Nehri, yalnızca su taşımaz; zamanı taşır, hatıraları taşır, duaları taşır.
Her damlasında bir zikir, her akışında bir sır gizlidir.
Bir vakit…
Halid bin Velid’in oğlu Süleyman,
yanında hakikatin izini süren sahabelerle bu köprüden geçti.
Adımları taşlara değdi, ama bakışları suya…
Çünkü onlar nehre bakarken aslında dünyaya değil, faniliğe bakarlardı.
Akan suyun içinde ömrün geçiciliğini,
derinliğinde ise Rabbin kudretini okurlardı.
Ve daha öncesinde…
Hz. Zülkifl ile
Hz. Elyesa bu köprüden geçerken,
dillerinde zikir, kalplerinde bir yük vardı:
“İnsan nasıl kurtulur, kalpler nasıl dirilir, ümmet nasıl hidayete erer?”
Onlar ne taşın sertliğini düşündüler, ne suyun soğukluğunu…
Onlar, insanın kalbini düşündüler.
Çünkü en büyük köprü, taşla kurulan değil,
insanın kalbinden hakikate uzanan köprüdür.
Onlar insanın içindeki karanlığa ışık aradılar.
Çünkü biliyorlardı ki, en derin uçurumlar vadilerde değil, kalplerdedir.
Ve en zor köprüler de nehirler üzerine değil, insanın nefsi üzerine kurulur.
Yüzyıllar geçti…
Köprü hâlâ ayakta.
Dicle hâlâ akıyor.
İnsanlar hâlâ geçiyor.
Ama artık çoğu göz sadece manzarayı görüyor…
Kalpler ise o derin çağrıyı duymakta zorlanıyor.
Oysa o köprüden her geçen, farkında olsa da olmasa da bir soruyla karşılaşır:
“Sen nereye gidiyorsun?”
Ve Dicle akmaya devam ediyor…
Köprü hâlâ yerinde duruyor…
Ama asıl soru şudur:
Bugün o köprüden geçen bizler,
sadece manzaraya mı bakıyoruz,
yoksa içimizde akan nehirle yüzleşebiliyor muyuz?
Belki de mesele köprüden geçmek değil…
Köprüyü içimizden geçirebilmektir.
Not: Fotoğraf, Diyarbakır Sur ilçesinde Dicle nehrinin üzerinde On Gözlü Köprü (Dicle Köprüsü)
