Vicdan Sustuğuda İnsanlık Yaralanır

Vicdan Sustuğuda İnsanlık Yaralanır

       İnsanlık tarihi yalnızca zaferlerin, fetihlerin ve büyük medeniyetlerin hikâyesi değildir. Aynı zamanda insanın kendi vicdanıyla yüzleştiği anların da tarihidir. Çünkü insanlık, çoğu zaman en çok başarılarıyla değil, zor zamanlarda gösterdiği merhametle ölçülür. Fakat tarih boyunca bazı anlar vardır ki insanın merhameti geri çekilmiş, vicdanı sessiz kalmış ve insan onuru ağır yaralar almıştır.

       İnsan, aklı ve kalbi sayesinde diğer varlıklardan ayrılır. Ona değer kazandıran da bu iki özelliğin birlikte var olmasıdır. Aklı ona doğruyu gösterir, merhameti ise doğruyu yaşamasını sağlar. Ne var ki bazen öfke, çıkar ya da kör bir bağlılık insanın içindeki bu dengeyi bozar. İşte o zaman ortaya çıkan şey yalnızca bir suç değil, insanlığın kendi varlığına açtığı derin bir yara olur.

       Bir insanın hayatına son vermek, sadece bir canı almak değildir. Aynı zamanda merhametin susturulması, vicdanın yaralanması ve insanın değerinin yok sayılmasıdır. Katliamlar ve öldürmeler bu yüzden yalnızca fiziksel bir yıkım değil, aynı zamanda ahlaki bir çöküştür. Daha da acı olan ise, bazen bu tür eylemlerin dinî ya da politik gerekçelerle savunulmaya çalışılmasıdır.

       Oysa din, insan hayatını korumak ve adaleti ayakta tutmak ve Allahı hakkı ile tanıtmak için vardır. İnsanları birbirine düşürmek için değil, onları merhamet ve hakkaniyet etrafında birleştirmek için gönderilmiştir. İnsan hayatını hiçe sayan bir eylem, hangi gerekçeyle açıklanmaya çalışılırsa çalışılsın haklı hâle gelemez. Çünkü insanın değeri hiçbir çıkarın, hiçbir ideolojinin ve hiçbir öfkenin gerisinde bırakılamaz.

       Din özünde bir merhamet çağrısıdır. Peygamberlerin getirdiği mesajların temelinde insanın değerini yüceltmek vardır. Bu nedenle bir katliamı dinle meşrulaştırmaya çalışmak, aslında dinin ruhuna yapılmış en büyük haksızlıklardan biridir. Aynı şekilde politik çıkarlar uğruna insan hayatını değersiz görmek de toplumsal vicdanı yaralar. Çünkü siyaset insan için vardır; insan siyaset için değil.

       İnsan onuru, varoluşun en kutsal emanetlerinden biridir. Bu onuru zedeleyen her eylem yalnızca mağdurları değil, bütün insanlığı yaralar. Bir toplumun gerçek büyüklüğü sahip olduğu güçte değil, insan hayatına verdiği değerde gizlidir. Güç geçicidir fakat merhamet ve adalet bir toplumun gerçek karakterini ortaya koyar.

       Eğer insanlar bir katliamı dinin veya siyasetin arkasına saklayarak haklı göstermeye çalışırlarsa, aslında hem insanlığın hem de inandıkları değerlerin onurunu zedelerler. Çünkü hiçbir inanç, hiçbir düşünce insanın hayatından daha kıymetli değildir.

      Bu yüzden insanlık için en doğru yol vicdanın sesini kaybetmemektir. Vicdan sustuğunda kötülük kolaylaşır, zulüm sıradanlaşır. Bozulmamış bir vicdan konuştuğunda insan zulmün karşısında durmayı öğrenir. Gerçek adalet de, gerçek inanç da tam burada, insan onurunu koruyan bu duruşta kendini gösterir.

Bu blogdaki popüler yayınlar

İlahi Sanatın Yansıması Altın Oran

Zihnin Zinciri Alışkanlığın Köleliği

Tıkış Tıkış Evler, Yorgun Ruhlar